Bilimde ve yaşamda gerçeği görememek



Günlük yaşamda ve yaşamın bir parçası olan bilimsel araştırmalarda insanlar bazen yanlış sonuçlara varırlar. Bilimsel araştırmalarda yapılan hatalar insanlara zarar verse de bu hatalar zaman içinde giderilebilir. Çünkü bilim sürekli değişir ve gelişir. Ancak günlük yaşam içinde kişiler kendilerini sistematik olarak topluca geliştirmedikleri için hatalı sonuçlardan kolayına kurtulamazlar, yaptıkları yanlış yorumlardan ötürü kalıcı zararlara uğrayabilirler.    

BİLİMSEL HATALAR

Tarih boyunca bilim insanları zaman zaman gerçeği görememişlerdir. Örneğin eski Mısır’da hekimler vücudu kalbin idare ettiğini zannediyorlardı, bu yüzden mumyalama sırasında gereksiz olduğu gerekçesiyle beyni çıkarıp atıyor kalbi ise özel bir kutuda saklıyorlardı. Avrupa’da veba salgını olduğu yıllarda hekimler konuyu bilimsel olarak incelemeye çalışmış ve vebanın kaynağının kediler olduğuna karar vermişlerdi. Bunun üzerine Avrupa’da kedi katliamı başlamıştı. Oysa vebanın kaynağı kediler değil farelerdi, hatta farelerin üzerindeki bir parazitti. Kediler ortadan kaldırılınca fareler çoğaldı, vebanın önü alınamaz oldu. Bilim insanları vebanın kaynağının ne olduğu konusunda gerçeğe yaklaşmışlar ancak hedefi on ikiden vuramamışlardı. 

Bazı bilim insanları geçen yüzyılda benzindeki kurşunun insanlara hiçbir zararı olmadığını bazıları ise sigaranın yararlı olduğunu belirttiler. Çocukluğumda tereyağının ve yumurtanın zararlı olduğu söylenirdi. Oysa bu tür görüşler yanlıştı. 

Bilim insanları gerçeği iki farklı nedenle göremezler. Birinci neden, bilimsel araştırmaların yeterince gelişmemiş olması, laboratuvarlarda yeterli teknoloji bulunmamasıdır. İkinci neden ise ticaret çevrelerinin insan sağlığını değil kendi kârlarını düşünerek bilim insanlarını yönlendirmiş olmalarıdır. Çocukluğumda tereyağının zararlı olduğu konusunda yaygın bir yaygara koparılmış, ardından piyasaya margarinler sürülmüştü.   

KATİLİNİ MASUM ZANNETME

Bilim insanlarının yaptıkları hatalara benzer hataları toplumlar da yapar. Örneğin insanlar başlarına gelen sıkıntıların kaynağının ne olduğu konusunda bazen gerçeği göz ardı eden görüşler ortaya koyarlar. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde çok az Alman Hitler’i suçluyordu. (Suçlama ihtimali olanları zaten Hitler öldürtmüştü.) Çok sayıda Alman ülkelerinin başına gelen felaketten ötürü İngilizleri, Rusları, Amerikalıları ve Yahudileri suçluyordu. Oysa Almanya’nın başına gelen felaketin sorumluluğu büyük ölçüde Hitler’a aitti. Milyonluk ordusunu Moskova yollarında kaybeden Napolyon’u da Fransızların çoğunluğu suçlamamıştı. Bu örneklerde olduğu üzere insanların kendilerine zarar veren kişiyi suçlamamalarına “Katilini masum zannetme” sendromu adını vermek istiyorum. Bu olay Stockholm sendromundan, bir ölçüde farklıdır. 

Katilini masum zannetme sendromu, küçük ölçekli olaylarda da orta çıkar. Örneğin bazı anne babalar, doğru yaptıklarını zannederek çocuklarına zarar verirler, en azından onları kendilerine bağımlı kılarlar. Ancak çocukları içine düştükleri sıkıntının kaynağının aile içi ilişkiler olduğunu düşünmezler. Bazen de gençler kendi seçimlerinden ötürü sıkıntıya düştüklerinde, kendi yaptıklarını görmezler. Yalnızca anne babalarını suçlarlar. Katil kelimesini mecazi anlamda kullandığımızda bu örneklerde sıkıntının asıl sorumlusunu fark etmeme söz konusudur. Bilim insanları gibi bireyler de, bazen yanlış teşhis koyarlar, sorunun kaynağını göremezler. Boyutsallık yaklaşımı bu konuda insanlığın önünü açabilir.  



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*